Mazeretim var !


Bugün insanlık tarihi boyunca var olan ve hiç yabancı olmadığımız bir konudan bahsetmek istiyorum. Mazeret üretimi ve başkalarını suçlama.

Yazıma başlamadan önce, size 2 güzel haberim var.

  1. Yalnız değilsiniz. Maalesef her birimiz mazeret üreten ayaklı makineleriz

  2. Çözümü çok kolay ve sadece bizde olan bir konuyla karşı karşıyayız

Spordan siyasete, iş hayatından özel hayata her yerde yerini bulur bu mazeret vebası..Her yere kolaylıkla uyum sağlar..İçine girdiğinde seni içine gitgide çeken bir bataklıktan en ufak bir farkı yoktur. Mesela, hemen bir sağlama yapalım.

  1. En son, başarısız olduğunuzu hissettiğiniz, canınızın en sıkkın olduğu, çok üzgün olduğunuz, “şu anda bulunmak istediğim nokta bu değil ki” dediğiniz bir anınıza gidin. Eğer hatırlayamıyorsanız, hayali bir an yaratın.

  2. Patronunuz, öğretmeniniz, eşiniz, sevgiliniz, aileniz ya da arkadaşınızın size bu yaşanan durumun nedenini sorduğu anı yeniden yaşayın.

  3. O an beyninizden geçen ya da karşınızdaki kişi ile konuşurken ağzınızdan çıkan kelimeler neler oldu, şöyle bir düşünün..Ya da hatırladığınız öyle bir an yoksa, neler söylerdiniz korkmadan düşünün..Merak etmeyin, sizden başka kimse duymayacak..

  4. Ve onları bir yere not edin..Ya da beyninize yazın..

Söylediğiniz hiçbir cümlenin içerisinde sizin SİZ olarak duruma nasıl bir katkı sağladığınıza dair bir cümle sanıyorum ki yoktur. Muhtemelen birileri bir şey yapmadığı için, sistem yetersiz, adaletsiz ve acımasız olduğu için gibi bir çok “için” li ve “onun yüzünden” li cümleler beyninizde dolanıp duruyordur.

Suç hep başkalarında değil mi? Hatta ortada muhakkak suçlu olmalı(!)..Herkes birlik olup, siz başarılı olmayın diye gerçekten ellerinden geleni yapıyorlar. Sistem de size karşı, hay Allah!

İşte bu durumda n’oluyor, biliyor musunuz? O güzelim beynimizi o anda çözüm üretmek için kullanmak yerine maalesef bizim için mazeretler üreten bir makine haline dönüştürmeyi tercih ediyoruz. Biz mükemmeliz ve hatanın bizde olmasının ihtimali yok (!). Ortada bir sorun, hata, başarısızlık , ahlaksızlık, adaletsizlik ve daha sayılabilecek bir sürü bize faydası olmayan ne varsa, muhakkak bu başkasından kaynaklanıyordur, değil mi? (!)

Bir dahaki sefere ne yaparsam bu durumda olmam ya da ben ne yapmış olabilirim de bunları yaşamış olabilirim diye düşünmek yerine, beynimiz otomatikman kurban arama girişimine girer. Halbuki biz kendimiz kurban durumundayızdır da haberimiz yoktur. ( 'Hayatımızın sorumluluğunu almak' başlıklı yazımda da bu konuya değinmiştim..)

Kendi bulduğumuz mazerete önce kendimiz inanıyoruz. Sonrasında da, oooh bir iç rahatlaması..Bu iç rahatlaması da uyuşturucu etkisi yapıyor ve bağımlı hale sokuveriyor insanı. Sonra hep istiyorsun. Her defasında da doz artıyor. Bunun sonunda da ne mi oluyor? O halı altına attığımız, üstünü örttüğümüz, o ders almamız gereken olayın altında yatan ve bizim davranışlarımızı geliştirmediğimiz müddetçe de temcit pilavı gibi sürekli karşımıza çıkacak olan başarısız, mutsuz süreçler devam edip duruyor. Bumerang gibi, biz karşıya attıkça, hoop bize geri geliyor. Biz de her seferinde cebimizdeki mazeretlerden bir diğerini çıkarıyoruz. Sonra yine paslaşmaya devam..Sonra, bu davranışımız hiç değişmiyor ve hatalarımızın farkında olmadan onları düzeltme eğilimine giremiyoruz. Sonra da, neden ben aynı şeyleri yaşıyorum? Neden bunlar hep benim başıma geliyor? Neden kişiler değişiyor ama ben yine aynı şeyleri yaşıyorum?, Neden problemler bitmek bilmiyor? vs.. Acaba neden :)

Herşeyi bırakın, sürekli mazeret üreten insanların olduğu ortamlara şöyle bir göz gezdirin..Gelişim diye bir kelimeye, duruma rastlama ihtimaliniz yok denecek kadar azdır. “0” dememe sebebim de aşırı iyi niyetliliğimden :) Herkes bu mazeret uydurma furyasına çok kolay bir yöntem olmasından mütevellit hemen adapte olur. Ve maalesef iş ve/veya özel yaşamın sırrını çözdü (!) sanır. E herkes durumu çözünce, tabii bir şey yapmaya gerek yoktur artık. Herkes gelişti, oyunun kuralını çözdü (!) çünkü.. Gelsin standart performanslı ve profilli özel ve iş hayatları..Sonra neden bir arpa boyu yol alamadık, neden bir baltaya sahip olamadık ..Acaba neden?

Mazeret uydurduğumuzda aslında karşı tarafta oluşan durum ne oluyor, biliyor musunuz? Bunu, mazeret uydurulan tarafta eminim defalarca bulunmuş olan sizler de biliyorsunuzdur.

Kendi başarısızlığımıza, yalancılığımıza, karamsarlığımıza, tembelliğimize, korkularımıza, bilgisizliğimize bir kılıf uydurduğumuz o kadar belli oluyor ki, biz sanıyoruz ki karşı taraf inandı. Hayır efendim..Karşı taraf sizin yukarıda bahsettiğim tüm durumları haykırışınıza tanık oldu. Sadece, suratınıza bunu vurmayarak kibarlık yapıyor, o kadar!

Aşağıda mazeret üretmenin yarattığı kısır döngüne göz gezdirmenizi tavsiye ederim. Sizce, sonu mazeret üretimine varan herhangi bir konunun toparlanma imkanı var mıdır?

Kendimizi derinlemesine tanımak, mazeret üretimini durdurmanın en temel çözüm yolu..Aynaya bakmak ve bir an evvel kendimizi aldatmaktan vazgeçip, kendimize dürüst olmak ve bu cesareti taşımak.. Başkalarını suçlayarak, kendi istediğimiz hayatı oluşturamayacağımızın farkına varmak. Mazeret söyleyip anlayış dilenmemek..

Bu hayat bir oyun..Oyunun içinde de her türlü durumla karşılaşmak var. Tut ki, başarısız oldun, bir şeyi önceden düşünemedin, terfi edemedin, başarısız bir ilişki yaşadın vs. En kötü n’olabilir ki? Aksine, cebinde biriktirdiğiniz güzel anılarınız, deneyimleriniz var.

Mazeret üretmeye başlamadan önce beynimizi “Bir sonraki sefere aynı şeyi yaşamamak için, neyi farklı yapabilirim?” sorusunu sormaya programlayın ve sonrasında ilişkilerinizde ve hayatınızda yaşadığınız mucizelere tanık olun..

Sevgiyle

Nergis KAYGAS


27 görüntüleme