RUHU BÜYÜTMEK


Yazımı okumaya başlamadan önce, lütfen öncelikle burayı okuyunuz.

Tam 1 yıldır yazı yazmıyordum ve ne yazayım diye konu ararken bir dostumla olan sohbetimiz bana ilham oldu.

Bugün yazmayı istediğim konu “Yaş almakla birlikte gelen değişim arzusu” ve bu “Değişim arzusunu” nasıl algıladığımız ve yönettiğimiz ile ilgili.

Yaşımı saklamama gerek yok, 37 yaşındayım ve doğal olarak etrafımdaki çoğu kişi de 37 ve üzeri kişilerden oluşuyor. Yani, değişimin en güzel yaşandığı yaşlar bu bahsettiğim yaşlar. Yaş almakla birlikte yüzümüze yerleşen çizgiler, ifadeler, hareketlerimize gelen yavaşlık, 10-15 yıl öncesine göre artık olmayan enerji, vücut sistemimizin eskiye nazaran daha yavaş çalışması ve bunun sonucu gelen sağlık ve kilo problemleri vs.bunların hepsi yaşla beraber gelen değişimler. Bu değişimleri yaşadıkça, insan öncelikle bir afallıyor, geçip giden zamanı yakalayamadığı hissiyatına kapılıyor ve endişeleniyor. Bu hissiyatlar tamamı ile olması gereken ve normal hissiyatlar. Konu bu noktadan sonra ne yapılması gerektiğine geldiğinde önem kazanıyor.

Uzmanlar ve psikologlar, sıklıkla bu yaş almakla birlikte gelen değişimin nasıl olduğu, ve nasıl baş edilebileceğine dair onlarca makale yazıyorlar. Ben uzmanlık alanım olmayan bu noktaya girmeyeceğim. Ben etrafımda gördüklerimden ve naçizane fikirlerimden bahsedeceğim bu defa.

Kadın ya da erkek olsun farketmez, 40 ve üzeri bir yaşa geldiğimizde, öncelikle yapmamız gereken şey bu değişimleri kabullenmek, direnmemektir. Fakat bizler ekseriyetle ilk iş olarak genç görünme yollarını arıyor, tüm enerjimizi fiziki anlamdaki değişime harcıyoruz. Saç boyatıyoruz, saç şeklimizi değiştiriyoruz, giyim tarzımız değişiyor, bizimle yakından uzaktan ilgisi olmayan, daha doğrusu ruhumuza iyi gelmeyen ama herkes yapıyor diye yaptığımız hobiler ediniyoruz vs. Bahsettiğim fiziksel değişimler kesinlikle olmalı. Kişi kendine bakmalı, fiziksel görünümüne dikkat etmeli, yeni yeni hobiler edinmeli, spor yapmalı, kilo vermeli vs. Peki sadece bu kadarını yapmak yeterli mi sizce?

Bence, bu, zaten yaşla birlikte gelen enerji azlığını yanlış değerlendirmekten başka birşey olmuyor. Enerjiyi hayatımıza eksik dağıtıyoruz. Bence yaş aldıkça sürekli olarak beslenmesi gereken tek şey insanın RUH’udur. Ruhun beslenmesi diyorum, ruhun değişmesi demiyorum. Bu konunun özellikle altını çizmek istedim çünkü aslında ruh değişmez, ruh sadece güzel enerjilerle beslenir. İnsan, kendi özüne, kendine dönerek tekamülünü (gelişimini) sürdürür ve bunu yaparken de ruhunu güzel şeylerle beslerse yaşam yerini bulur.

Kaç yaşında olursak olalım, hele hele 40 yaş ve üzeri gibi en güzel, en verimli ve en parlak dönemimizi, ruhumuzu doyurmaktan oldukça uzak bir noktada yaşıyorsak, kendi özümüze ve tekamülümüze odaklanmak yerine, yaşla birlikte gelen bedenimizdeki değişimlere karşı koymaya adıyorsak kendimizi ve sadece bedensel değişimlere odaklanıyorsak bence çok geç olmadan durup düşünmekte fayda var. Siz istediğiniz kadar fiziki görüntünüzü değiştirin, bedeninizle oynayın; siz bedeninizi sevmedikçe, yaşla birlikte gelen değişimi, olanı kabullenmedikçe, yaptığınız hiçbir fiziki değişiklik, özünüzde yatan SİZ’i ve bu yaşa kadar beslenmekten uzak kalmış RUH’unuzu gizleyemeyecek.

Bizler, bize emanet edilen bedeni sevmek, onu korumak ve bizleri hayvanlardan ayıran potansiyel güç, vicdan, akıl ve özgür irade ile ruhumuza ters düşmeden tekamülümüzü gerçekleştirmek ile mükellefiz.

Bedenimize iyi bakmak sadece herhangi bir hastalık ve sakatlık durumunun olmayışı deği, kişinin bedenen, ruhen ve sosyal yönden tam bir iyilik halinde olmasıdır. Bunlardan sadece birini yapıyor olmak, enerji kaybından başka birşey değildir. Amaç, sağlıklı bir bedende, mutlu ve huzurlu biri olabilmektir, sağlıklı ve güzel görünen bedende mutsuz, sevgisiz, olumsuz ve negatif ruh olmak değil.

Bazı insanlar enerji dolu, huzurlu, mutlu, hep güler yüzlü, nur yüzlüdürler. Bu kişiler, hayatta başlarına ne gelirse gelsin isyan etmezler ve bu gelen olayların onların tekamülü için geldiğini bilirler.

Bazı insanlar ise tam tersidir. Bu insanlar ise, sürekli bir isyan halinde, başına gelenleri sorgulayan ve sorgularken de asla dönüp kendine bakmayan ve sürekli olarak başkalarının davranışlarında hatayı bulan kimselerdir. Burada anlatılan her iki kişi arasındaki fark “RUH”ların farklılığı değil, ikinci sırada tariflediğim kişinin kendisine bahşedilen aklı ve özgür iradesini olması gerektiği gibi kullanmayı tercih etmemesinden gelir. Böyle böyle inanç ve değerleri gitgide körelir, ruh besinsiz kalır.

Sadece fiziksel değişiklikse bugün kendimizde gördüğümüz DEĞİŞİM, hiç geç kalmadık. Algılarımızı dünyaya açmanın, öze dönmenin vaktidir. Bedenimizi sağlıklı kılmanın yollarını, ruhumuzun nasıl doyacağını oturup düşünme vaktidir. Şimdi gidip te “Ruh nasıl doyurulur” makalelerine de lütfen bakmayın. Eğer tekamülü ve ruh doygunluğunu yaşamak istiyorsanız, artık başkalarının ne yaptığı ve önerdiğiyle değil, kendinizle oturup konuşmanın ve kendinize sormanın vaktidir.

İnsan gittiği her yere sadece kendisini götürür, hiçbir şeyi ayrıldığı noktada, mekanda bırakmaz.

Saygılarımla

Nergis AKKAYA (KAYGAS)


38 görüntüleme