Ömür dediğimiz şey..


Yazımı okumaya başlamadan önce, lütfen öncelikle burayı okuyunuz.

Doğduğumuz andan itibaren, hayat içerisinde yaşadığımız tecrübelerimiz ve deneyimlerimiz doğrultusunda, dünyayı adaletsiz olmakla ve eşitsizlikle suçlayarak ömrümüzü geçirip gidiyoruz. Dünyanın adaletsizliğine şiirler yazılıyor, şarkılar söyleniyor ve yine dünyanın neden olduğu(!) eşitsizliklere veryansın ediliyor yıllardır. Ben de bugün naçizane bu konudaki yorumlarımı paylaşmak istedim sizlerle.

Doğum ve ölüm eşit şekilde gelir insana. Herkes eşit şartlarda olmasa bile, eşit bir şekilde ve aynı şekilde dünyaya açar gözlerini. Doğar, ağlar ve gözlerini açarak yaşama merhaba der. Bunun dışında bir şekilde dünyaya merhaba diyen yoktur. Ölüm de aynı şekilde. Beden ve organlar son görevlerini yerine getirir, bize en başta bahşedilen nefes geri alınır ve yaşama veda edilir.

Ana rahminde üflenen nefes, ölüm esnasında son nefesle verilir. Doğumda açılan gözler, ölümde kapanır. Doğumda teslim edildiğimiz ana kucağının yerini ölümde toprak ananın kucağı alır. Ve bu her canlı için böyledir. Fakir de aynı şekilde hayata gözlerini yumar, zengin de..İyi insan da, kötü insan da..Bu hayatta herkesi eşitleyici bir tek şey vardır, o da ölümdür.

YAŞAM ise bu iki gerçeklik arası yaşanandır. Eşitsizliklerle dolu olması, dünyaya gelen her canlının kendi tercihleriyle, kendi aklı ve hür iradesiyle farklı yaşam şekillerini seçmesinden ve olaylara ve durumlara farklı anlamlar yüklemesinden kaynaklıdır. Allah herkese doğumu ve ölümü eşit olarak vermiş, akıl vererek te yaşamlarını kendi istedikleri şekilde yaşamalarına olanak vermiştir. Bu durumda, yaşamın bize göre - eşitsizliklerle dolu olması elbette çok normaldir.

Evren nötrdür. İyi ya da kötü kararı evrene ait değildir. Zıt kavramlar değer olarak birbirine eşittir ve mutlak bir durum söz konusu değildir. Onlara anlam yükleyip, eşitlik yok diyen, adaletli ya da adaletsiz hale sokan/yorumlayan, kendi yargılarımızla harmanlayarak iyi/kötü diyen bizleriz. Evren her halükarda olması gereken işleyişine devam eder ve bizim olaylara ya da durumlara nasıl bir anlam yüklediğimize bakmaz.

Evrende her şey bir denge içerisindedir. İyi ve kötünün, zengin ve fakirin, akla gelen her türlü zıtlığın bir arada bulunma nedeni vardır. Bunlar eşitsizlik yaratmak adına değil, denge ve bizlerin gelişimi için vardır. Yaşamda oluşturduğumuz zıtlıklar, bir diğer zıtlığın varoluş sebebidir. Tekamülün gereği her iki zıtlığı da yaşam boyunca yaşamak, kabule geçmek ve olası dersleri almaktır. İçinde bulunmayı istemediğimiz durumu kabule geçmek ve onu bir hediye gibi görmek hayatımızdan çıkıp gitmesini sağlar. Ve evrende her zaman çıkıp gidenin yerine gelen, boşluğa dolan şey onun zıttıdır. Eskinin yerine yenisi, iyinin yerine kötüsü gelir. Kimi durumda gelen gideni aratır, kimi durumda da daha iyisi gelir. Bu hep zıtlıkların birbirinin yerini doldurmasından kaynaklanır.Hangi zıtlığın hayatımızda yer edineceğine ise ODAĞIMIZ karar verir.

Mutsuzluğumuza neden olan bir durumu kabullenmez, onu sürekli iter, onunla mücadele haline girersek, bu ruh durumu ya da durumun kendisi devam edecektir. Ama onun neden bize geldiğini anlamaya çalışıp, onu bir hediye gibi görüp, kabullenişe geçersek artık bizim olmayacaktır. Ve yerine zıttı, yani olmasını istediğimiz durum, olay ya da duygu durumu neyse o gelecektir.

İşte böyle böyle, içinde bulunduğumuz durumun zıttını aramakla, kendi ellerimizle çektiğimiz ve olmasını istemediğimiz zıtlıkla mücadele etmeyle geçer gider yaşam. Tıpkı nefes almadan onu veremediğimiz gibi, kötüyü yaşamadan iyiyi bulma, mutsuzluğu yaşamadan mutluluğu bulma imkanımız da yoktur.

KABULLEN, DEĞERLENDİR, DERS AL, ÖĞRENME SÜRECİNİ TAMAMLA

Tamamla ki, o gitsin yerine zıttı gelsin. Döngü budur.

Bu hayatta her ölümlü, sağlıklı ve mutlu olmayı diler. Ve tüm çabalarını ve yaşamını da bu doğrultuda çizer. Çünkü yaşam ancak sağlık ve mutlulukla anlamlı hale gelir. Gerçekleşmediği zaman da, pek tabii olarak yakınmaya geçilir.

Şimdi sormak istiyorum sizlere.

Sizce, yukarıda açıklanan zıtlık yasası, evrendeki denge ve gerçekliği bildikten sonra;

  • Adaletsizlikten, mutsuzluktan, eşitsizlikten ve kötülükten sorumlu olarak kimi görmeliyiz?

  • Yaşamımızı istediğimiz noktaya getirmek, bizim sorumluluğumuzda mıdır, Evrenin mi?

  • Yakınma durumuna geçmeden önce, hayatımızı istediğimiz noktaya getirmek için bizler neler yapabiliriz?

  • Bir gün hepimiz aynı şekilde yaşama veda edeceksek, şuanda sahip olduklarımız bile bize yetmiyor ve tatmin değilsek, bu dünyada edindiğimiz, edindikçe de tatmin olmadığımız onca mal-mülk, başarı öyküleri vs. de bize mutluluk getirmiyorsa, acaba bir yerlerde eksik olan ne?

Bence bu hafta bu sorular üzerine düşünelim hep beraber.

Önümüzdeki hafta devamı niteliğinde ve mutluluk arayışımız ile ilgili tekrar bir yazı yazacağım.

Sevgiyle,

Nergis AKKAYA (Kaygas)


100 görüntüleme