Evrenin Yasaları Vol 2 - Enerji Yükseltme / Dengeleme


Bugün, benim sıklıkla yaptığım bir vizyonlamadan bahsedeceğim..

Bir an durun ve düşünün..Ölmüşsünüz ve kendinize -o ölmüş halinize- şöyle bir bakıyorsunuz.. Sevdikleriniz ağlıyor arkanızdan ama siz o sırada size emanet verilen bu hayatı nasıl geçirdiğinize odaklanmışsınız.

Bu kadar kısa olduğuna, işte o an’ın geldiğine bir türlü inanamıyorsunuz..Evrende enerji olarak var oluyorsunuz ve enerjinizin tamamı ile tükendiği o an, işte o an..

Artık bir enerji yaymıyorsunuz..Frekans 0.. Zamanında bu enerjiyi kullanma, yönetme yeteneğiniz vardı acaba nasıl kullandınız, onlar geliyor geçiyor akıldan.

Mutlu olmanız, onu en iyi şekilde yaşamanız için size emanet edilen bir hayat ..Üstelik te hiçbir canlıda olmayan bir şeyle birlikte bahşedildi size bu muhteşem hayat..AKIL..

Çile çekelim, hayatı kendimize zindan edelim diye değildir diye düşünüyorum..

Enerjiden oluştuğumuz, duygularımızın ve bizim bir mıknatıs olduğumuz, evrende yasaların olduğu, çekim yasasında aynı duyguların birbirini çektiği bilgisinin her daim ve her akılda olduğu bu dönemde, bize verilen emanete nasıl sahip çıkacağımız da ortada değil mi? 3 seçenek var..Ya enerjimizi yapabileceğimiz en yüksek seviyede tutarak yaşamdan keyif alacağız ya da kendi ellerimizle en dip seviyeye çekerek hayatı kendimize zindan edeceğiz.Ya da dalgalanması çok olası ve doğal olan bu enerjilerimizi (insanız çünkü) dengede tutacağız..Bu tercih te bize bırakılıyor.

Kendinizi bir radyo gibi düşünün..Sabah kalkıyorsunuz, gün daha yeni başlamış, akşamdan enerji şarj edilmiş..Yayılan enerjinin frekansı 60 olsun.. Hayatınızda yer alan kişilerin söylediği sözleri de radyonun düğmesini sağa sola çeviren güç olarak düşünün..Sonra bir yaslanın arkanıza ve düşünün bakalım gün içinde ne kadar çok bir sağa, bir sola çeviriliyor o düğme..Sabah yayın yapılan frekansla eve döndüğümüzde yaydığımız frekans doğal olarak aynı olmuyor. Ya 20 lere düşüyor ya da 80 lere çıkıyor..

Allahın bize verdiği akılla bunu dengede tutmak ta bizim görevimiz. Dengede tutmazsan da sen bilirsin. “Al bu mis gibi hayat senin hiçbir şey yapmana gerek yok, gül gibi yaşa git” dense ne güzel olurdu ama “cık”; yok öyle yağma!! Bir zahmet potansiyelini gör, aklını kullan, sınavların için hazırlanıver..O kadarını da yap..

Hayat bu; karşımıza hep mis gibi, nur yüzlü insanlar çıkmayacak ya.. Bazı insanlar da olacak, bir şekilde sana zarar verecek, üzecek, senin enerjini alacak vs. ki sen de hayatın kıymetini bileceksin. Tekrar üzülmemek için, dengeye gelebilmek için ne yapmak lazım öylelikle öğreneceksin..Öğreneceksin, uygulamaya çalışacaksın..Öyle hemen de “oldum ben” demeyeceksin..Olmaz öyle çünkü..

Peki nasıl dengeye alalım bu enerjiyi..

Benim haftanın her günü muhakkak deneyimlediğim ve sonuçlarını da aldığım bir çalışmayı sizinle paylaşmak istiyorum.

1-2 hafta boyunca sosyal medyadan, gam keder dolu televizyon dizilerinden, üçüncü sayfa haberlerden uzak durarak başlayabiliriz bu çalışmaya. Bırakın tüm bu beynimizi gereksizce dolduran, bize üzüntüden başka birşey hatırlatmayan dizileri de, hayatta yapmaktan keyif aldığınız şeylere yönelin..Çocuğunuzla oynamak, kitap okumak, sadece 1 saat kendinize ayırarak kişisel bakımınızı yapmak, su dolu sıcacık bir küvete girmek, sevdiğiniz insan(lar)la dışarıda güzel bir yemek yemek, sevdiklerinize onları ne kadar çok sevdiğinizi söylemek vs..bunlara örnek olabilir.

Sonra oturun bir düşünün..Kim size ne veriyor, ne katıyor, kim huzurlu kılıyor, kim huzursuz kılıyor, hangi durumlar sizin için faydalı, hangileri zararlı vb.. Tüm size zarar veren durumları, kumların üzerindeki taşları, yosunları bir tırmıkla temizler gibi temizleyin. (Ben buna tırmıklama diyorum kendimce :))

Bakın, enerji vampirleri (yeni bir kavram, herkes duymuştur:)) denilen insanların en sevdiği şey, başkalarının enerjilerinden beslenmektir. Kendi enerjilerini kendi yükseltemediklerinden, hazır enerjisi yüksek insanları kurban belleyerek onların enerjilerini alarak hayatlarını devam ettirirler. Turist Ömer’in uzay yolu filmini hatırlayanınız var mı bilmem.. Orada bir yaratık, insanların yüzlerine dokunarak onlardaki tuzları alıp onunla besleniyor ve etkisiz hale getiriyordu. İşte enerji vampirlerini buna benzetirim ben. Durmadan konuşurlar..Hep başkaları hatalı, onlar doğru..Hep onlara yanlış yapılıyor, onlar bir tane, diğer insanlar olmasa onlar çok şey yapacaklar da işte var o diğer insanlar vb..

Karşımızdaki kim olursa olsun, bize ne diyorsa desin, o söylenilenleri alanınıza almadan yaşamayı deneyin. Onlar ne diyorsa desin dengede kalmak için gayret gösterin. Karşınızdaki konuşurken “Allah’ım şuan dengede olmaya niyet ediyorum” deyin..Ya da, onun da güvende olduğunu hissetmesi, bu ruh halinden çıkması için dua edin. Etrafınızda bir koruma kalkanı varmış gibi hayal edin ve o kişinin söylediklerinin o kalkana çarpıp havada yok olduğunu düşünün..Bunlar benim uyguladığım yöntemler..Siz de kendi yönteminizi bulabilirsiniz. Bunu sadece ve sadece kendiniz için yapıyorsunuz. Onlar size her ne diyorlarsa ve sizi nasıl görüyorlarsa SİZin o kişi olmadığınızı bilin..Duyduğunuz kişi, karşınızdaki kişinin kendi yargıları, hisleri ve duygu durumuyla gördüğü, bildiği SİZ’siniz ve asıl SİZ değilsiniz. SİZ’i sizden başka kimse bilemez. SİZ kimsiniz bunu oturun SİZ düşünün, başkalarının gözüne ihtiyacınız yok.

Gelin öncelikle etrafımızdaki bu vampirleri keşfetmek ve bunu yapmalarına kesinlikle ve kesinlikle izin vermemekle işe başlayalım. İzin vermemek derken, onlarla, bunu ne için yaptıklarının farkına varmış bir vaziyette iletişimi sürdürmekten bahsediyorum.

Tabi sadece vampir temizliği değil yapılması gereken..Bizim de yapmamız gereken şeyler var.. Sadece enerji vampirlerinin suçu değil tabi bizim enerjimizin düşmesi..Suçu öyle başkasına atmak yok. Vampir de olsa ona o izni veren kişi olarak enerjimizin düşmesi yine bizim sorumluluğumuzda..O vampirliğini yapıyor sadece. Yaşamaya çalışıyor. Çok doğru değil ama durum bu.

Şimdi, bir oda düşünün..Size ait olmayan bir oda..bir gün izinsiz oraya girmeye kalktınız. Bir girdiniz, oda tozlu ve pis..Girdiğiniz gibi, üzerinize tozlar yapışır başlarsınız öksürmeye, hapşırmaya..değil mi? Sonra gidersiniz eve, banyoya girer, temizlenirsiniz.

Birinin alanına girdiğinizde de durum bundan farklı değil.. Nasıl girilir birinin alanına? (Alandan kasıt, kişilerin bedenlerinden yayıldığı varsayılan elektromanyetik alan)..

Başkaları ile ilgili dedikodular yaparak,yargılayarak, kendimize bakmadan başkalarının ne yaptığıyla ilgilenerek vs. Bunlar hep o kişinin alanına girmek , hem de izinsizce girmek.. Orada ne var ne yok üstümüze çekerek artık o kötü enerjiye bürünmek..Niye kendimize bunu yapalım ki? Biz böyle ileri geri konuştukça o kişiye birşey olmuyor ki..olan bize oluyor..Hatta, onun alanında ne var ne yok paylaşıyoruz onunla..Biz de aldığımız negatif enerji sayesinde, duygu durumumuz gittikçe kötüleşiyor, kötüleştikçe evrenin çekim yasası işliyor ve hayatımıza da hep negatif duygu ve düşünceleri çekiyoruz..Hatta daha da üzücü olanı, yargıladığımız konu her ne ise onu yaşamadan da ölmüyoruz. Büyüklerimizin, atalarımızın sözlerini hatırlayın. “Büyük konuşmak”, “yargıladığı birşeyi yaşamadan ölmemek”, “Gülme komşuna gelir başına ...” bunlara verilecek en iyi örnekler..Hatta bu yargılarımızla sadece kendimizin değil, tüm nesiller boyu devam edecek sınavlar yaratabiliyoruz. Yani bizim herhangi bir büyük konuşmamızı, torunumuzun torunu bile yaşayabilir..

Tüm enerjimizi başka insanların alanına girip, onları yargılamakla, onların yaptıklarını eleştirmekle, kıskanmakla, ‘diğer’ insanların neler yaptıklarıyla, neyi başardıklarıyla, bizim neden başaramadığımızla, yaşadığımız hayatın sorumlusunu aramakla vs.ile niye geçirelim yaw? Manyak mıyız biz? Şu hayatta hep güzel enerjileri çekmek için şansım varken, niye ben böyle birşey yapayım ki? Hem bize ne kimin hayatında ne oluyor? Kendi hayatımızı alladık ta başkasınınkini mi pullayacağız?

Ee napalım ozaman? Burada biraz mantık çalıştırmak gerekecek..Eğer ben başkalarının alanına girip, kötü ve negatif enerjileri olduğu gibi alabiliyorsam, ozaman tam tersi davrandığımda da tam tersi olacak ve karşımdakine içimdeki sevgiyi akıttığımda, ona Allahın bir kulu olarak yaklaştığımda, olduğu gibi kabullendiğimde, onun için iyi dualar ettiğimde, koşulsuz sevdiğimde benim hayatıma giren insanlar da, duygular da bu şekilde olacak. Hatta o kişi iyileşecek..

Biz değiştikçe, biz sevgi dolu oldukça inanın etrafımızdakiler de değişecek..

Gelin yine bu 1-2 hafta boyunca, enerjimizi neler yükseltiyor keşfedelim..Dua, zikir, spor, meditasyon, olumlamalar, müzik vs..ne yapabiliyorsak..Hayatımıza dokunmuş her insanla olan negatif bağlarımızı koparalım..Her birinin sevgiye, şifaya dönmesi için niyetlerde bulunalım..Dua edin, meditasyon yapın, o bağları koparken hayal edin vs...Siz bunun ne şekilde olacağına inanıyorsanız öyle yapın..Tamamı ile size ve sizin inancınıza kalmış..Nasıl ve ne şekilde yapıldığının önemi yok..Yeter ki siz keşfedin..

Yanında huzur duyulan, keyif duyulan bir insan olmayı istemez miyiz? E herhalde isteriz..O zaman, önce istediğimiz o insan olalım..Herkes kendi hayatından sorumlu..Bırakalım artık başkalarının enerjilerinden beslenmeyi ya da başkalarının negatif enerjilerini hayatımıza çekmeyi..Kendimize bakalım..Evrende sınırsız enerji var..

Negatifi de sınırsız, pozitifi de sınırsız..Hangisi ile yaşayacağımızı seçmek bizim elimizde..

Enerjimiz bol olsun :)

Sevgiyle,

Nergis KAYGAS


63 görüntüleme